24/10/2008 ·




   Bir bahar şarkısı niteliğindeki zamanla çıkıldı yola. Çetrefilli bir yolculuk ve imtihan süreci çoktan başlamıştı. Sadece Gül'e giden yolda dikenlerin mutlaka olacağından vede sınanmanın asıl bu yollarda olduğundandır sözlerim. - İsyan mahiyetinde değil. -

  Zor bir yolculuk, verinlen imtihanlar, dökülen gözyaşları ve artık vuslatın değerini anlama vakti. İşte Şehr-i Rasulallah ve işte MEDİNE... Işıl ışıl, buram buram maneviyat doldusu ve karşımda Ravza-i Mutahhara. İlk heyecan, ilk şaşkınlık, ilk susuş, ilk kanış. Herşey ilkti ve tekti. Artık özlem içre ilerlemiyordu zaman, aşkla ilerliyordu. Güneş bile aşkla doğuyordu Rasulallah şehrine. Ne kadar sıcak da olsa hava, o aradaki meltem hissettiriyordu kendini ; - Ben burdayım diye...

  Sonra Mescid-i Nebi'de kılınan namazlar, yapılan ziyaretler, edinilen arkadaşlıklar ve çeşitli imtihanlar. Amacımız kırk vakti doldurup Efendimizin müjdelediği kişiler arasında olmaktı. Ve nitekim asıl isteğimize geldi sıra; Efendimizi ziyaret etmeye. Bir sabah namazı sonrasında saat 07.00 civarında 25 numaralı kapı önündeyiz. Kapının açılmasını bekliyoruz; anlatılmayan,sadece o anı yaşayanın yaşadığı o enfes duyguyla...

  İşte beklenilen an. Kapı açılıyor sonuna kadar ve herkes aşkla koşuyor Efendimizin huzuruna. Sonra büyük bir izdiham yaşanıyor. Herkesin amacı Efendimize en yakın olabilmek ve yeşil direklerin yanında namaz kılabilmek. İlk girdiğim için birazda izdihamın bol olmasından dolayı anca kırmızı halılarda namaz kılabildim. Sonra selam gönderenlerin selamlarını ilettim, isimce. ( aklıma gelenlerin,yani nasibi olanların ) Ama hala içim yanıyordu, çünkü yeşil direklerin yanında namaz kılamamıştım. Orada namaz kılanların Cennette kılmış gibi olacağını duyunca, bu namazı kılmadan buradan ayrılmayı nasip etme Ya Rab diye dua ettim. Elhamdülillah birkaç gün sonra yine Efendimizi ziyarete gittiğimde yeşil direklerin yanında iki kere, bir kerede yeşil halılarda namaz kıldım. Duyan şaşırıyordu, bir girişte o izdihama rağmen üç kere kılabildiğime. Nasıl kıldın kızım diyen teyzelerime anlattım olanları. Ve hepsi şaşkınlık içinde maşaAllah nasipliymişsin dediler. Bende nasip yani aşk işi dedim kendi kendime...

Medine...

  Suyu, havası, herşeyi sımsıcaktı. Heleki bu kutlu şehirde Efendimizin de olduğunu düşününce herşey bitiyordu benim için...


Buralardan Efendimde mi yürüdü?

Bu havadan O da mı teneffüs etti?

Benim baktığım yerlere O da mı nazar etti?


  İşte hep bu tür sorulardı beynimi meşgul eden. Ve yaptığımız ziyaretlerde yaşadığım duygularsa sözcüklerin mecnunluğuna uğramıştı. Anlamlar  bile azalmıştı artık...

  Ve birgün... İşte O birgündü benim sevinçdar olmama sebep. İşte O birgündü benim için yıllara bedel, işte sadece günahkar ümmeti Seher'e verdiği o hediyenin verildiği O gündü, tüm dünyaya bedel...

  Ki yapılan alışverişlerin bile ayrı tadı vardı. Yarı arapça,yarı türkçe anlaştık çoğu kişiyle. Ama herşey rağmen çoook güzeldi
MEDİNE...

  Sonra ayrılık işte.  Mekke'nin heyecanı düşmüştü yüreğime.  Ama Medine'den ayrılmaya dayanamadı bu beden.  Efendimden ayrılmaya dayanamadım / dayanamazdım...  Öylede oldu...


  Seher Ortaöner

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır